TÜRKİYE'DE ARTIK DİZ, OMUZ VE AYAK BİLEĞİNDEKİ KIKIRDAK HARABİYETİNDE, KİŞİNİN KENDİSİNDEN ALINARAK DIŞARIDA ÇOĞALTILAN, DAHA SONRA DA HASARLI BÖLGEYE NAKLEDİLEN YÖNTEM SAYESİNDE, ORİJİNALE EN YAKIN KIKIRDAK ELDE EDİLEBİLİYOR -ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI PROF. DR. TANDOĞAN: -''YÖNTEM, EKLEMİN BİR BÖLGESİNİN YARALANMASI, DİĞER TARAFLARININ SAĞLAM VE AŞINMAMIŞ OLMASI HALİNDE UYGUN'' -''OPERASYON, YÜZDE 75-85 BAŞARI ORANINA SAHİP''
Türkiye'de artık başta diz, omuz ve ayak bileği eklemlerinde meydana gelen kıkırdak harabiyetinde, nakil sayesinde orijinale en yakın kıkırdak elde edilebildiği belirtildi.
Türkiye Spor Yaralanmaları Artroskopi ve Diz Cerrahisi Ankara Şube Başkanı Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Reha Tandoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, diz, omuz ve ayak bileğinde görülen kıkırdak harabiyetinin, daha çok spor yaralanmaları, trafik kazaları, darbeler, çocuklarda kemik beslenmesinin bozulmasına bağlı kıkırdak ayrılmaları gibi durumlarda oluştuğunu söyledi.
Eklem kıkırdağının, kemikleri kaplayan bir yastık vazifesi gördüğünü, eklemin ağrısız ve rahat hareket etmesini sağlamak için kemiklerin üzerini kaplayan bir doku olduğunu anlatan Tandoğan, ''Çeşitli etkenler sonucunda eklem yüzeylerini kaplayan kıkırdak zarar gördüğünde, ilerleyen kıkırdak harabiyetine bağlı olarak yıllar içinde eklem iş göremez hale gelmektedir'' dedi.
-''ERİŞKİNLERDE KIKIRDAK KENDİNİ YENİLEMİYOR''-
Tandoğan, erişkinlerde eklem kıkırdağının kendini yenilemediğini, dolayısıyla eklem kıkırdağı yaralandığı zaman vücudun onu iyileştiremediğini, bu nedenle kıkırdağın korunmasının çok önemli olduğunu vurguladı.
Kıkırdak yaralanmalarında bugüne kadar çeşitli yöntemlerin denendiğini, ancak hiçbirinin orijinal eklem kıkırdağına yakın bir sonuç vermediğine dikkati çeken Tandoğan, şunları kaydetti:
''Daha önce uyguladığımız kıkırdak yenileme yöntemleri, oluşturulan kıkırdak, orijinal kıkırdak mimarisine sahip olmadığı için yıllar içinde tekrar bozulup işlev göremez hale gelmekteydi. Üstelik büyük kıkırdak hasarlarında başarısı oldukça sınırlıydı. Bunun üzerine 1987'de İsveç'te başlayan çalışmalar sonunda kıkırdak nakli (Otolog Kondrosit İmplantasyonu) üzerine çalışmalar yapıldı ve 1994'te yurt dışında ilk kez insanlarda uygulaması rapor edildi. O zamandan bugüne kadar dünyada çeşitli merkezlerde 15 binin üzerinde hastaya uygulandı. Ülkemizde de son bir iki yıldır belirli merkezlerde başarı ile uygulanmaktadır.
Yeni kıkırdak nakli yönteminde ilk olarak hastadan kapalı ameliyat yöntemiyle (artroskopi), hasarlı olmayan eklem dokusundaki kıkırdaktan küçük bir biyopsi alınıyor. Alınan biyopsinin içindeki kıkırdak hücreleri, laboratuvar ortamında çoğaltılıyor. Ardından 3 ile 6 hafta sonra açık ameliyat tekniğiyle ikinci bir operasyon yapılarak, hasarlı bölgeye üretilen kıkırdak hücreleri naklediliyor. Böylece hastaya ait olan hücreler, o bölgede yeni bir kıkırdak dokusu oluşturuyor.''
Tandoğan, tekniğin iki aşamalı olması ve ikinci aşamada açık ameliyat gerektirmesi nedeniyle diğer yöntemlere göre hem hasta hem de hekim açısından daha zor olduğunu belirterek, ''Operasyon sonrasında çok ciddi bir rehabilitasyon programı gerekiyor. Ameliyattan hemen sonra, kısa bir süre eklemin hareketleri sınırlandırılıyor. Sonrasında yavaş yavaş hareketlere başlatılıyor, yaklaşık 6-8 hafta kadar ayağının üstüne basılmasına izin verilmiyor'' diye konuştu.
Yöntemle, normale en yakın kıkırdak elde edildiği için başarı oranının çok yüksek olduğunu ifade eden Tandoğan, ''Yurt dışında kıkırdak nakli yapılan ilk hastaların 15-20 yıllık takibi var ve yüzde 75-85 başarı oranına sahip. Bizim olgularımızın 2 yıllık izlemi de çok umut verici'' dedi.
-''LABORATUVAR, GMP KOŞULLARINA SAHİP OLMALI''-
Tandoğan, kıkırdağın her laboratuvarda çoğaltılmasının uygun olmadığını belirterek, ''Bu ürünlerin klinikte kullanılabilmesi için GMP (Good Manufacturing Practices) yani iyi üretim uygulamaları koşullarına sahip bir laboratuvarda üretilmesi hasta güvenliği ve sonucun başarılı olması açısından gerekli'' dedi.
Nakil yapılacak olan hücrenin özel ve steril koşullarda üretilerek, bakteri veya yabancı hücrelerden arınmış olmasının önemini vurgulayan Tandoğan, sadece hücre üretim masraflarının, uygulanan tekniğe göre değişmekle birlikte 4 bin-7 bin 500 avro tuttuğunu söyledi.
Tandoğan, yöntemin Türkiye'de çok yeni olmasına rağmen belirli koşullar sağlandığı takdirde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödeme kapsamında olduğunu ve bu konudaki çalışmaların devam ettiğini bildirdi.
-''KİREÇLENME ŞİKAYETLERİ İÇİN ÇÖZÜM DEĞİL''-
Yöntemin, eklemin bir bölgesinin yaralanması, diğer taraflarının sağlam ve aşınmamış olması halinde uygun olduğunu belirten Tandoğan, ''Yöntem, ancak 50 yaşın altındaki bireylerde, 3 santimetrekare ve bunun üzerindeki hasarlarda kullanılıyor. Hasarın daha küçük olduğu durumlarda daha basit ve ucuz olan diğer yöntemler tercih ediliyor'' dedi.
Dizle ilgili her problemin kıkırdak nakli ile çözümlenmesinin mümkün olmadığını ifade eden Tandoğan, ''Yöntem, halk arasında kireçlenme olarak bilinen yaygın kıkırdak harabiyetinde (osteoartrit) kullanılmıyor. Daha önce herhangi bir şekilde kanser öyküsü olan kişilere uygulanmıyor. İltihaplı romatizması hastalarında, ürik asit birikmesi olan gut hastalarında, eklemlerinde enfeksiyon bulunanlarda, hemofiliye bağlı eklem hasarlarında kullanımı uygun değil. Bağ ya da menüsküs sorunu varsa, bunun ilk biyopsi ameliyatı sırasında düzeltilmesi gerekiyor'' diye konuştu.
Tandoğan, sporcularda ön çapraz bağ yaralanmalarına eşlik eden kıkırdak hasarlarının tedavisinde bu yöntem ile çok başarılı sonuçlar elde edildiğini, ayrıca diğer kıkırdak yenileme teknikleri başarısız olduğunda son çare olarak da uygulanabildiğini belirtti. (AA)